Üveitler ve Behçet Hastalığı: Göz Tutulumu, Belirtileri ve Tanı Yöntemleri
Üveit, gözün iris, siliyer cisim ve koroid adı verilen damar tabakalarını etkileyen, bazı durumlarda retina ve gözün diğer iç dokularını da kapsayabilen iltihabi bir hastalıktır. Göz içi iltihaplanma olarak da tanımlanan üveit, farklı nedenlere bağlı olarak gelişebilmekte ve tedavi edilmediğinde görme kaybına yol açabilmektedir.

Behçet hastalığı ise ilk kez 1937 yılında Türk dermatolog Hulusi Behçet tarafından tanımlanan, vücuttaki farklı büyüklükteki atardamarları ve toplardamarları etkileyebilen, kronik ve tekrarlayıcı özellikte sistemik bir vaskülittir. Hastalık; ağız içinde tekrarlayan yaralar, genital ülserler, cilt bulguları, eklem şikâyetleri ve göz tutulumu gibi farklı klinik belirtilerle ortaya çıkabilmektedir.
Behçet hastalığında göz tutulumu, özellikle retina damarlarında ve göz içi dokularda gelişen iltihaplanmayla karakterizedir. Retinal vaskülit olarak adlandırılan damar iltihabı, tekrarlayan üveit ataklarına neden olabilmekte ve hastalığın görme sağlığını tehdit eden önemli komplikasyonları arasında yer almaktadır.
Türkiye'nin de bulunduğu tarihsel İpek Yolu coğrafyasında daha sık görülen Behçet hastalığında, hastaların yaklaşık yarısında göz tutulumu gelişebilmektedir. Genellikle 20-40 yaş arasındaki genç erişkinlerde ortaya çıkan hastalıkta, göz tutulumu erkeklerde daha ağır seyretme eğilimi gösterebilmektedir. Bununla birlikte hastalığın görülme sıklığı, göz tutulumu oranı ve klinik şiddeti toplumlar arasında farklılık gösterebilmektedir.
Behçet Hastalığına Bağlı Üveitin Türleri ve Belirtileri
Behçet üveiti, tekrarlayan ataklarla seyreden ve genellikle non-granülomatöz özellik gösteren göz içi iltihaplanmasıdır. Hastalık başlangıçta tek gözde ortaya çıkabilmekle birlikte zaman içerisinde her iki gözü de etkileyebilmektedir. Göz tutulumu, iltihabın anatomik yerleşimine göre farklı klinik özellikler göstermektedir.
Ön Üveit: Gözün ön bölümünde bulunan iris ve siliyer cismin ön kısmını etkileyen iltihaplanmadır. Gözde kızarıklık, ağrı, ışığa hassasiyet ve bulanık görme gibi belirtilerle ortaya çıkabilmektedir. Bazı hastalarda gözün ön kamarasında iltihap hücrelerinin birikmesiyle hipopyon adı verilen klinik tablo gelişebilmektedir. Hipopyon, Behçet üveitinde görülebilen karakteristik bulgulardan biri olmakla birlikte her hastada ortaya çıkmamaktadır.
Ara Üveit: İltihabın ağırlıklı olarak göz boşluğunu dolduran vitreus adı verilen jel kıvamındaki yapıda görüldüğü üveit türüdür. Bulanık görme ve uçuşan cisimler gibi belirtilere yol açabilmektedir. Behçet hastalığında izole ara üveit tipik olmayıp, ara segment iltihabı çoğunlukla gözün diğer bölümlerindeki iltihaplanmayla birlikte ortaya çıkmaktadır.
Arka Üveit: Gözün arka bölümündeki retina ve ilişkili yapıların iltihaplanmasıyla karakterizedir. Behçet hastalığında özellikle retina damarlarının etkilenmesi sonucunda retinal vaskülit gelişebilmektedir. Ağrısız görme azalması, görme alanında kayıplar, bulanık görme ve sinek uçuşmaları gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Retina damarlarındaki iltihaplanma, damar tıkanıklıklarına ve retina dokusunda hasara neden olabilmektedir.
Panüveit: Gözün ön, ara ve arka bölümlerini birlikte etkileyen yaygın iltihaplanma biçimidir. Behçet hastalığında sık karşılaşılan göz tutulumlarından biri olan panüveit, özellikle retinal vaskülitle birlikte geliştiğinde görme fonksiyonlarını ciddi düzeyde etkileyebilmektedir. Tekrarlayan ataklar ve kontrol altına alınamayan iltihaplanma, kalıcı görme kaybı riskini artırabilmektedir.
Behçet Üveitinin Tanı Yöntemleri
Behçet hastalığına bağlı üveitin tanısında, hastalığı tek başına kesin olarak gösteren özgül bir laboratuvar testi bulunmamaktadır. Tanı; hastanın klinik öyküsü, göz muayenesi, sistemik hastalık belirtileri ve gerekli görüntüleme incelemelerinin birlikte değerlendirilmesiyle konulmaktadır.
Behçet hastalığında tekrarlayan ağız yaraları, genital ülserler, cilt lezyonları ve diğer organ tutulumları gibi sistemik bulguların değerlendirilmesi tanı sürecinde önem taşımaktadır. Göz tutulumu bulunan hastalarda ise iltihabın yerleşimini, şiddetini ve retina damarlarının durumunu belirlemek amacıyla farklı inceleme yöntemlerinden yararlanılmaktadır.
Biyomikroskobik Göz Muayenesi: Gözün ön bölümündeki iltihap hücrelerinin, kornea arkasındaki birikimlerin ve ön kamara reaksiyonlarının değerlendirilmesini sağlamaktadır. Ayrıca göz içi basıncı ölçümü ve göz dibi muayenesiyle hastalığın diğer göz yapılarına etkileri araştırılmaktadır.
Fundus Floresein Anjiyografisi (FFA): Retina damarlarının yapısını ve geçirgenliğini değerlendirmek amacıyla kullanılan önemli bir görüntüleme yöntemidir. Bu inceleme sayesinde retina damarlarından kaynaklanan sızıntılar, damar tıkanıklıkları ve retinal vaskülit bulguları tespit edilebilmektedir. Behçet üveitinde görülebilen eğrelti otu benzeri kapiller sızıntı görünümü, retinal damar iltihabını düşündüren karakteristik anjiyografik bulgular arasında yer almaktadır. Bununla birlikte bu görünüm, tek başına Behçet hastalığına özgü değildir ve kesin tanı koydurmamaktadır.
Optik Koherens Tomografi (OCT): Retina tabakalarının kesitsel olarak ayrıntılı incelenmesini sağlayan, girişimsel olmayan bir görüntüleme yöntemidir. Özellikle makula ödeminin belirlenmesi, retina dokusundaki yapısal değişikliklerin değerlendirilmesi ve tedaviye verilen yanıtın izlenmesinde kullanılmaktadır.
Optik Koherens Tomografi Anjiyografisi (OCTA): Retina ve koroid damar ağlarının kontrast madde kullanılmadan görüntülenmesine olanak tanıyan yardımcı bir inceleme yöntemidir. Retina mikrodolaşımındaki değişikliklerin ve kapiller damar kayıplarının değerlendirilmesinde kullanılabilmektedir. Ancak damar sızıntısını doğrudan göstermediği için aktif retinal vaskülitin değerlendirilmesinde FFA'nın yerini almamaktadır.
Bu görüntüleme yöntemleri, hastalığın aktivitesinin belirlenmesinde, komplikasyonların erken dönemde tespit edilmesinde ve tedavi sürecinin takip edilmesinde önemli rol oynamaktadır.
Behçet Üveitinin Tedavisi
Behçet hastalığına bağlı üveitin tedavisinde temel amaç, göz içi iltihabın kontrol altına alınması, tekrarlayan atakların önlenmesi ve kalıcı görme kaybı riskinin azaltılmasıdır. Tedavi planı; göz tutulumunun anatomik yerleşimine, iltihabın şiddetine, retina damarlarının etkilenme durumuna ve hastanın genel sağlık özelliklerine göre belirlenmektedir.
Özellikle retina damarlarının etkilendiği ve görmeyi tehdit eden üveit tablolarında sistemik immünsüpresif tedaviler önemli yer tutmaktadır. Hastalığın şiddetine ve diğer organ tutulumlarına göre azatioprin gibi bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanılabilmektedir. Görmeyi tehdit eden arka segment iltihaplanmalarında ise infliksimab başta olmak üzere monoklonal anti-TNF biyolojik tedavilerin erken dönemde uygulanması önerilmektedir. Tedavi seçimi, hastanın klinik özellikleri ve eşlik eden sağlık sorunları dikkate alınarak uzman hekimler tarafından belirlenmektedir.
Kortikosteroidler, özellikle şiddetli iltihabi ataklarda inflamasyonun hızlı kontrol altına alınması amacıyla kullanılabilmektedir. Ancak Behçet üveitinde, özellikle arka segment tutulumu bulunan hastalarda, kortikosteroidlerin tek başına kullanılması önerilmemektedir. Kalıcı hastalık kontrolü ve tekrarlayan atakların önlenmesi için uygun sistemik tedavi stratejilerinin belirlenmesi gerekmektedir.
Tedavi süreci, göz hastalıkları ve romatoloji uzmanlarının iş birliğiyle yürütülmektedir. Düzenli göz muayeneleri ve gerekli görüntüleme yöntemleriyle iltihabın aktivitesi, retina damarlarının durumu ve tedaviye verilen yanıt takip edilmektedir. Tedavinin hekim önerisi dışında kesilmesi veya değiştirilmesi, hastalık ataklarının tekrarlaması ve görme kaybı riskinin artmasıyla sonuçlanabilmektedir.
Behçet Üveitinin Klinik Seyri ve Komplikasyonları
Behçet üveiti, tekrarlayan ataklarla seyredebilmekte ve özellikle retina damarlarını etkilediğinde görme fonksiyonları üzerinde ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. İltihabın yeterince kontrol altına alınamadığı durumlarda gözün farklı yapılarında kalıcı doku hasarı gelişebilmektedir.
Hastalığın seyri sırasında karşılaşılabilecek başlıca komplikasyonlar arasında makula ödemi, katarakt, glokom, vitreus kanaması, retinal damar tıkanıklıkları, retina dokusunda incelme ve optik sinir atrofisi bulunmaktadır. Özellikle makula bölgesinin etkilenmesi, merkezi görmede azalmaya ve günlük yaşam aktivitelerinin olumsuz etkilenmesine neden olabilmektedir.
Behçet üveitinde göz içi iltihabın şiddeti ve tekrarlama sıklığı hastalar arasında farklılık gösterebilmektedir. Bazı hastalarda ataklar arasında belirgin klinik iyileşme sağlanırken, diğer hastalarda retina damarlarında düşük düzeyli iltihabi aktivite devam edebilmektedir. Bu nedenle yalnızca belirtilerin azalması, hastalığın tamamen kontrol altına alındığı anlamına gelmemektedir.
Düzenli göz muayeneleri ve gerektiğinde uygulanan multimodal görüntüleme yöntemleri, hastalığın aktivitesinin izlenmesine ve komplikasyonların erken dönemde belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Erken tanı, uygun tedavi ve düzenli uzman takibi, görme fonksiyonlarının korunması ve kalıcı göz hasarının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Behçet Hastalığında Göz Sağlığını Korumak İçin Nelere Dikkat Edilmelidir?
Behçet hastalığı tanısı bulunan bireylerde göz tutulumu, bazı durumlarda belirgin belirtilerle ortaya çıkarken bazı hastalarda başlangıç döneminde daha hafif şikâyetlerle seyredebilmekte veya muayenede saptanabilmektedir. Bu nedenle hastaların göz sağlığı açısından düzenli değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
Özellikle ani görme azalması, görme alanında kararma, yeni başlayan sinek uçuşmaları, gözde kızarıklık, ağrı veya ışığa karşı hassasiyet gibi belirtilerin ortaya çıkması durumunda gecikmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.
Behçet hastalığına bağlı üveitte göz tutulumu yalnızca aktif atak dönemlerinde değil, hastalığın sessiz seyrettiği dönemlerde de takip edilmelidir. Uygun aralıklarla gerçekleştirilen göz muayeneleri, retina görüntülemeleri ve gerekli sistemik değerlendirmeler sayesinde olası komplikasyonların erken dönemde belirlenmesi mümkün olabilmektedir.
Hastalığın uzun dönemli yönetiminde tedaviye düzenli uyum sağlanması, hekim önerilerinin takip edilmesi ve göz hastalıkları ile romatoloji uzmanları arasında koordineli bir yaklaşım benimsenmesi, görme kaybı riskinin azaltılmasına katkı sağlamaktadır.
Sosyal Medya’da Paylaş
Bu içeriğin geliştirilmesinde Biruni Üniversite Hastanesi Kurulu katkı sağlamıştır. Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Sayfa içeriğinde tedavi edici sağlık hizmetine yönelik bilgiler içeren ögelere yer verilmemiştir. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurunuz.










