Makula Deliği Nedir?
Makula deliği, gözün arka bölümünde bulunan ve keskin merkezi görmeden sorumlu makula bölgesinin merkezindeki foveada, retina dokusunun tam kat bütünlüğünün bozulmasıyla oluşan bir göz hastalığıdır. Fovea, görme keskinliğinin en yüksek olduğu, odaklanılan cisimlerin ayrıntılarının algılandığı hassas retina bölgesidir.

Bu bölgedeki doku bütünlüğünün bozulması, merkezi görmede bulanıklık, düz çizgilerin eğri veya dalgalı görülmesi ve ince detayların ayırt edilmesinde güçlük gibi şikâyetlere neden olabilmektedir.
Makula deliği, retina dokusunun tüm katmanlarını etkileyen tam kat açıklık şeklinde gelişmektedir. Retina dokusunun yalnızca bazı katmanlarını etkileyen kısmi açıklıklar ise lameller makula deliği olarak adlandırılmaktadır. Hastalık genellikle tek gözde ortaya çıkmakta ve zaman içerisinde merkezi görme fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilmektedir.
Makula Deliğinin Oluşum Nedenleri ve Risk Faktörleri
Makula deliklerinin büyük bölümü yaşlanmayla ilişkili olarak, başka bir göz hastalığına bağlı olmaksızın gelişmektedir. Yaş ilerledikçe göz küresinin içini dolduran jel kıvamındaki vitreus yapısal değişikliklere uğrayarak büzülür ve retina yüzeyinden ayrılmaya başlar. Normal koşullarda vitreusun retinadan ayrılması herhangi bir soruna neden olmazken, bazı bireylerde makula bölgesine bağlı kalması retina üzerinde mekanik çekinti oluşturabilmektedir. Vitreomaküler traksiyon olarak adlandırılan bu durum, zamanla foveadaki retina dokusunun bütünlüğünü bozarak makula deliği oluşumuna yol açabilmektedir.
Makula deliği gelişiminde etkili olan başlıca risk faktörleri şunlardır:
- İleri yaş: Özellikle 60 yaş ve üzerindeki bireylerde vitreus yapısında meydana gelen yaşa bağlı değişiklikler.
- Kadın cinsiyeti: Birincil makula deliklerinin kadınlarda erkeklere göre daha sık görülmesi.
- Göz travmaları: Göze alınan doğrudan darbeler ve künt travmalar sonucunda retina dokusunda meydana gelen hasarlar.
- Yüksek miyopi: Göz küresinin uzamasına ve retina dokusunun incelmesine bağlı gelişen yapısal değişiklikler.
- Retina hastalıkları: Epiretinal membran, bazı retinal damar hastalıkları ve kronik makula ödemi gibi durumların retina dokusunda oluşturduğu değişiklikler.
Bu risk faktörlerinin bulunması, her bireyde makula deliği gelişeceği anlamına gelmemektedir. Hastalığın oluşumunda vitreus ile retina arasındaki yapısal ilişki ve bireysel anatomik özellikler önemli rol oynamaktadır.
Makula Deliğinin Belirtileri Nelerdir?
Makula deliğinin belirtileri, retina dokusunda oluşan açıklığın büyüklüğüne, hastalığın gelişim sürecine ve merkezi görmenin etkilenme derecesine göre değişiklik göstermektedir. Hastalık genellikle tek gözde başladığından, diğer gözün görme fonksiyonlarını koruması nedeniyle erken dönemde fark edilmeyebilmektedir. Belirtiler başlangıçta hafif düzeyde olabilirken, deliğin genişlemesiyle birlikte daha belirgin hale gelebilmektedir.
Makula deliğinde sık karşılaşılan belirtiler şunlardır:
- Merkezi görmede bulanıklık: Özellikle bakılan noktanın netliğinde azalma ve ayrıntıları seçmede güçlük.
- Düz çizgilerin eğri veya dalgalı görülmesi: Kapı kenarları, pencere çerçeveleri ve düz çizgilerin bozulmuş şekilde algılanması.
- Okuma güçlüğü: Harflerin bazı bölümlerinin kaybolması, kelimeleri takip etmekte zorlanma ve küçük yazıları ayırt edememe.
- Yüzleri tanımada zorlanma: Merkezi görmedeki bozulmaya bağlı olarak yüz hatlarının ve ince ayrıntıların seçilememesi.
- Merkezi görme alanında koyu veya gri leke: Bakılan noktanın ortasında gölge ya da eksik bir alan hissedilmesi.
- Görme keskinliğinde azalma: Özellikle ince detay gerektiren günlük faaliyetlerde görme performansının düşmesi.
Makula deliği, temel olarak merkezi görmeyi etkilediğinden çevresel görme çoğunlukla korunmaktadır. Ancak tedavi edilmeyen ve ilerleyen olgularda merkezi görme kaybı belirginleşerek günlük yaşam aktivitelerini önemli ölçüde zorlaştırabilmektedir.
Özellikle tek gözde yeni başlayan merkezi görme bulanıklığı, düz çizgilerin eğri veya dalgalı görülmesi ve bakılan noktanın ortasında koyu bir alan oluşması durumunda gecikmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Erken dönemde gerçekleştirilen retina muayenesi, hastalığın tespit edilmesi ve uygun tedavi yaklaşımının belirlenmesi açısından önem taşımaktadır.
Makula Deliğinin Evreleri
Makula deliğinin evrelendirilmesi, retina dokusundaki yapısal değişikliklerin değerlendirilmesi ve tedavi yaklaşımının belirlenmesi açısından önem taşımaktadır. Geleneksel Gass sınıflandırmasında hastalık dört ana evrede incelenmektedir.
Evre 1: Makula bölgesinde vitreus çekintisine bağlı yapısal değişiklikler bulunmakla birlikte henüz tam kat makula deliği gelişmemiştir. Bu aşamada bazı olgularda vitreus çekintisinin kendiliğinden ortadan kalkmasıyla düzelme görülebilmektedir.
Evre 2: Retina dokusunda küçük çaplı tam kat makula deliği oluşmuştur. Vitreus ile makula arasındaki çekinti devam edebilir ve merkezi görme şikâyetleri belirginleşebilir.
Evre 3: Makula deliğinin çapı büyümüştür. Geleneksel sınıflandırmaya göre bu evrede tam kat delik bulunurken vitreusun retina yüzeyinden tamamen ayrılması henüz gerçekleşmemiştir.
Evre 4: Tam kat makula deliğine vitreusun optik disk üzerinden de ayrılmasının eşlik ettiği evredir.
Günümüzde hastalığın değerlendirilmesinde Optik Koherens Tomografi (OCT) temelli sınıflandırmalar da kullanılmaktadır. Bu sınıflandırmalarda deliğin çapı, vitreomaküler çekintinin varlığı ve hastalığın oluşum nedeni dikkate alınmaktadır.
Makula Deliği Nasıl Teşhis Edilir?
Makula deliğinin tanısı, ayrıntılı göz muayenesi ve retina görüntüleme yöntemleri kullanılarak konulmaktadır. Göz bebeğinin damlalar yardımıyla genişletilmesinin ardından gerçekleştirilen göz dibi muayenesi, makula bölgesindeki yapısal değişikliklerin değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır.
Tanının doğrulanmasında ve hastalığın sınıflandırılmasında en önemli görüntüleme yöntemi Optik Koherens Tomografi (OCT) incelemesidir. OCT, retina katmanlarının yüksek çözünürlüklü kesitsel görüntülerini oluşturarak makula bölgesindeki anatomik değişikliklerin ayrıntılı biçimde incelenmesini sağlamaktadır.
OCT incelemesi sayesinde makula deliğinin tam kat olup olmadığı, açıklığın mikrometre cinsinden çapı, vitreomaküler çekintinin varlığı ve çevre retina dokusundaki yapısal değişiklikler değerlendirilebilmektedir. Ayrıca lameller makula deliği, epiretinal membran ve maküler psödodelik gibi benzer klinik tabloların ayırıcı tanısında önemli rol oynamaktadır.
Gerekli görülen hastalarda görme keskinliği ölçümü ve Amsler ızgarası gibi merkezi görme değerlendirmeleri de tanı sürecini desteklemek amacıyla kullanılabilmektedir.
Makula Deliği Nasıl Tedavi Edilir?
Makula deliğinin tedavisi; hastalığın evresine, deliğin büyüklüğüne, oluşum nedenine, ne kadar süredir mevcut olduğuna ve hastanın görme düzeyine göre planlanmaktadır. Tedavi yaklaşımının belirlenmesinde ayrıntılı retina muayenesi ve OCT bulguları temel alınmaktadır.
Erken evredeki vitreomaküler çekintilerde veya travmaya bağlı gelişen bazı küçük makula deliklerinde kendiliğinden düzelme görülebilmektedir. Nadir olarak küçük ve yeni gelişmiş tam kat makula deliklerinin de kendiliğinden kapandığı olgular bulunmaktadır. Bu nedenle uygun hastalarda düzenli göz muayenesi ve OCT incelemeleriyle yakın takip tercih edilebilmektedir.
Tam kat makula deliklerinin büyük bölümünde ise cerrahi tedavi değerlendirilmektedir. En sık uygulanan yöntem pars plana vitrektomi ameliyatıdır. Bu işlem sırasında göz içindeki vitreus jeli temizlenerek retina üzerindeki mekanik çekinti ortadan kaldırılmaktadır. Genellikle makula yüzeyindeki iç limitan membran soyulmakta ve deliğin kapanmasını desteklemek amacıyla göz içine gaz tamponadı uygulanmaktadır.
Cerrahi sonrasında bazı hastalarda, kullanılan tekniğe ve gaz tamponadının özelliklerine bağlı olarak belirli bir süre yüzüstü pozisyonda kalınması önerilebilmektedir. Ameliyat sonrasında göz içinde gaz bulunduğu sürece uçak yolculuğundan ve yüksek irtifaya çıkmaktan kaçınılması gerekmektedir.
Cerrahi tedaviyle makula deliğinin anatomik olarak kapanması çoğu hastada sağlanabilmekle birlikte görme düzeyindeki iyileşme her hastada aynı olmamaktadır. Tedavi başarısı; deliğin büyüklüğü, mevcut olma süresi, retina dokusunun durumu ve hastanın ameliyat öncesindeki görme düzeyi gibi faktörlerden etkilenmektedir.
Erken tanı ve uygun zamanda gerçekleştirilen tedavi, merkezi görme fonksiyonlarının korunması ve görme kaybının sınırlandırılması açısından önemli rol oynamaktadır.
Sosyal Medya’da Paylaş
Bu içeriğin geliştirilmesinde Biruni Üniversite Hastanesi Kurulu katkı sağlamıştır. Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Sayfa içeriğinde tedavi edici sağlık hizmetine yönelik bilgiler içeren ögelere yer verilmemiştir. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurunuz.










