Ana içeriğe geç

Diyabetik Retinopati Nedir?

Diyabetik retinopati, diyabet (şeker hastalığı) nedeniyle gözün retina tabakasındaki küçük kan damarlarının hasar görmesi sonucu gelişen ve görme kaybına yol açabilen kronik bir göz hastalığıdır. Retina, gözün arka bölümünde bulunan, ışığı algılayarak görüntülerin beyne iletilmesini sağlayan sinir dokusudur. Bu dokunun sağlıklı çalışması, net ve kaliteli görmenin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.

Yayın tarihi: 24 Ekim 2026 13:06
Güncelleme tarihi: 24 Ekim 2026 13:06
Diyabetik Retinopati Nedir?

Uzun süre yüksek seyreden kan şekeri düzeyleri, retina damarlarının yapısını bozarak damar duvarlarından sıvı sızmasına, küçük kanamalara ve damar tıkanıklıklarına neden olabilmektedir. Zaman içerisinde meydana gelen bu değişiklikler, retina dokusunun yeterince beslenmesini engelleyerek görme fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilmektedir.

Diyabetik retinopati, özellikle çalışma çağındaki yetişkinlerde önlenebilir görme kayıplarının önemli nedenlerinden biridir. Hastalık erken dönemlerde herhangi bir belirti vermeden ilerleyebildiği için diyabet tanısı bulunan kişilerin düzenli göz muayenelerini yaptırması büyük önem taşımaktadır.

Diyabetik Retinopati Neden Olur?

Diyabetik retinopatinin gelişiminde temel etken, uzun süreli yüksek kan şekeri düzeylerinin retina damarlarında oluşturduğu hasardır. Kan şekerinin kontrol altında tutulamaması, damar duvarlarının yapısında değişikliklere yol açarak retinal dolaşımı ve dokuların oksijenlenmesini olumsuz etkileyebilmektedir.

Hastalığın gelişme riskini artıran başlıca faktörler şunlardır:

  • Diyabet süresi: Diyabetle geçirilen süre uzadıkça retinopati gelişme riski artmaktadır.
  • Yüksek kan şekeri düzeyleri: Uzun süreli kan şekeri yüksekliği ve yüksek HbA1c değerleri, retina damarlarında hasar oluşma riskini artırmaktadır.
  • Yüksek tansiyon: Kontrol altına alınamayan kan basıncı, retina damarlarındaki hasarın ilerlemesine katkıda bulunabilmektedir.
  • Kolesterol ve kan yağlarında yükseklik: Kan yağlarındaki dengesizlikler, retina damarlarında meydana gelen değişiklikleri ve bazı retinal bulguları olumsuz etkileyebilmektedir.
  • Diyabetik böbrek hastalığı: Diyabete bağlı böbrek hasarı bulunan kişilerde retinopati riski ve hastalığın şiddeti artabilmektedir.
  • Gebelik: Gebelik öncesinde Tip 1 veya Tip 2 diyabeti bulunan kadınlarda, gebelik döneminde retinopati gelişme veya mevcut hastalığın ilerleme riski artabilmektedir.

Diyabetik retinopati hem Tip 1 hem de Tip 2 diyabet hastalarında görülebilmektedir. Ancak hastalığın ortaya çıkış zamanı ve ilerleme hızı her bireyde aynı değildir. Kan şekeri kontrolü, diyabet süresi ve eşlik eden sağlık sorunları hastalığın seyrini etkileyebilmektedir.

Diyabetik Retinopatinin Evreleri Nelerdir?

Diyabetik retinopati, retina damarlarında oluşan değişikliklere göre iki ana grupta değerlendirilmektedir: Proliferatif olmayan diyabetik retinopati ve proliferatif diyabetik retinopati.

Proliferatif Olmayan Diyabetik Retinopati

Hastalığın erken ve orta dönemlerini de kapsayan bu evrede, retina damarlarında hasar ve dolaşım bozuklukları gelişmesine rağmen anormal yeni damar oluşumu henüz görülmemektedir.

Proliferatif olmayan diyabetik retinopati, klinik bulguların şiddetine göre üç aşamada incelenmektedir:

Hafif Proliferatif Olmayan Diyabetik Retinopati: Hastalığın erken aşamasında retina kılcal damarlarının duvarlarında mikroanevrizma adı verilen küçük balonlaşmalar ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde hastaların büyük bölümünde belirgin bir görme şikâyeti bulunmayabilir.

Orta Proliferatif Olmayan Diyabetik Retinopati: Hastalığın ilerlemesiyle birlikte retina damarlarında daha belirgin değişiklikler gelişmektedir. Mikroanevrizmalara ek olarak retina içi kanamalar, damar geçirgenliğinde artış, sert eksüdalar olarak adlandırılan yağ ve protein birikimleri ile bazı bölgelerde dolaşım bozukluklarına bağlı değişiklikler görülebilmektedir.

Şiddetli Proliferatif Olmayan Diyabetik Retinopati: Bu aşamada retina damarlarındaki dolaşım bozuklukları daha yaygın hale gelmektedir. Retina içi kanamalar, toplardamarlarda düzensizlikler ve retina içi mikrovasküler anormallikler belirginleşebilmektedir. Retina dokusunun yeterince oksijen alamaması, hastalığın proliferatif evreye ilerleme riskini artırmaktadır.

Proliferatif Diyabetik Retinopati

Proliferatif diyabetik retinopati, hastalığın ileri evresini oluşturmaktadır. Retina dokusunda oksijen yetersizliği geliştiğinde, vücut bu duruma yanıt olarak yeni kan damarları oluşturmaya başlayabilmektedir.

Ancak oluşan bu damarlar normal retina damarlarından farklı olarak kırılgan bir yapıya sahiptir. Kolayca kanayabilen anormal damarlar, gözün içini dolduran vitreus boşluğunda kanamalara neden olabilmektedir.

İlerlemiş olgularda anormal damarlara eşlik eden nedbe dokusu, retina üzerinde çekintiler oluşturarak traksiyonel retina dekolmanı adı verilen retina ayrılmasına yol açabilmektedir.

Proliferatif diyabetik retinopati, ciddi ve kalıcı görme kaybı riski taşıyan bir evredir. Bu nedenle göz hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve uygun tedavinin zamanında planlanması önemlidir.

Diyabetik Makula Ödemi Nedir?

Diyabetik makula ödemi, retinanın merkezinde bulunan ve keskin görmeden sorumlu olan makula (sarı nokta) bölgesinde sıvı birikmesi sonucu gelişen bir durumdur.

Retina damarlarının geçirgenliğinin artmasıyla damar dışına sızan sıvı, makula bölgesinde kalınlaşmaya ve ödeme neden olmaktadır. Bu değişiklikler merkezi görmeyi etkileyerek okuma, yazma, yüzleri tanıma ve ince ayrıntıları ayırt etme gibi günlük yaşam aktivitelerini zorlaştırabilmektedir.

Diyabetik makula ödemi, diyabetik retinopatinin herhangi bir evresinde ortaya çıkabilmektedir. Hastalığın yalnızca ileri dönemlerinde görülmemesi nedeniyle retina muayenelerinde makula bölgesinin ayrıca değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

Diyabetik Retinopati Belirtileri Nelerdir?

Diyabetik retinopatinin en önemli özelliklerinden biri, erken dönemlerde belirgin bir şikâyete neden olmadan ilerleyebilmesidir. Retina damarlarında hasar başlamış olsa bile hastalar uzun süre normal görmeye devam edebilmektedir.

Hastalık ilerledikçe aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilmektedir:

  • Bulanık görme: Görüntülerin netliğinde azalma ve nesnelerin bulanık algılanması.
  • Görme keskinliğinde azalma: Okuma, yazma ve ince ayrıntıları seçmede zorlanma.
  • Görme alanında siyah noktalar: Özellikle göz içi kanamalara bağlı olarak hareket eden koyu lekeler veya uçuşan cisimlerin görülmesi.
  • Renkleri ayırt etmede güçlük: Renklerin soluk veya eskisine göre farklı algılanması.
  • Görme alanında karanlık bölgeler: Görüntünün bazı alanlarında boşluklar veya karanlık alanların ortaya çıkması.
  • Gece görüşünde zorlanma: Az ışıklı ortamlarda görme kalitesinin azalması.
  • Çarpık veya dalgalı görme: Özellikle makula bölgesinin etkilenmesiyle düz çizgilerin eğri ya da dalgalı algılanması.

Bu belirtiler diyabetik retinopati dışında farklı göz hastalıklarında da görülebilmektedir. Kesin tanı için ayrıntılı göz muayenesi gerekmektedir.

Hangi Belirtilerde Acil Göz Muayenesi Gereklidir?

Görme düzeyinde ani azalma, görme alanında birdenbire ortaya çıkan çok sayıda siyah nokta, ışık çakmaları veya gözün önüne perde inmesi şeklinde gelişen görme değişiklikleri, ciddi göz hastalıklarının habercisi olabilmektedir.

Özellikle göz içi kanama ve retina dekolmanı gibi durumlarda zamanında değerlendirme önemlidir. Bu belirtilerin ortaya çıkması halinde gecikmeden acil göz hastalıkları değerlendirmesi yapılmalıdır.

Diyabetik Retinopati Nasıl Teşhis Edilir?

Diyabetik retinopati tanısı, göz hastalıkları uzmanı tarafından gerçekleştirilen ayrıntılı muayene ve gerekli görülen görüntüleme yöntemleriyle konulmaktadır.

Hastalığın evresinin belirlenmesi, makula bölgesinin değerlendirilmesi ve tedavi gereksiniminin saptanması amacıyla farklı tanı yöntemlerinden yararlanılabilmektedir:

Genişletilmiş Göz Dibi Muayenesi

Diyabetik retinopati değerlendirmesinde kullanılan temel muayene yöntemidir. Göz bebeği özel damlalarla genişletilerek retina tabakası, görme siniri ve retina damarları ayrıntılı biçimde incelenmektedir.

Bu muayene sayesinde mikroanevrizmalar, kanamalar, damar değişiklikleri ve anormal yeni damar oluşumları tespit edilebilmektedir.

Optik Koherens Tomografi (OCT)

Optik Koherens Tomografi, ışık dalgaları kullanılarak retina tabakasının yüksek çözünürlüklü kesit görüntülerinin elde edilmesini sağlayan bir görüntüleme yöntemidir.

Özellikle diyabetik makula ödeminin saptanmasında, retina kalınlığının ölçülmesinde ve tedaviye verilen yanıtın değerlendirilmesinde önemli bir yere sahiptir.

Fundus Floresein Anjiyografisi (FFA)

Fundus floresein anjiyografisi, damar yoluyla verilen floresein boya maddesi yardımıyla retina damarlarının görüntülenmesini sağlayan bir inceleme yöntemidir.

Bu yöntemle damar sızıntıları, dolaşımın azaldığı bölgeler ve anormal yeni damar oluşumları değerlendirilebilmektedir. Her hastada rutin olarak uygulanması gerekmemekte, klinik ihtiyaç doğrultusunda tercih edilmektedir.

Renkli Fundus Fotoğrafı

Retinanın renkli fotoğraflarının çekilmesiyle damar yapısındaki değişiklikler, kanamalar ve diğer hastalık bulguları kayıt altına alınabilmektedir.

Fundus fotoğrafları, diyabetik retinopatinin taranmasında ve hastalığın zaman içerisindeki değişiminin karşılaştırılmasında kullanılmaktadır.

Göz İçi Basıncı Ölçümü (Tonometri)

Tonometri, göz içi basıncının ölçülmesini sağlayan bir yöntemdir. Diyabetik retinopatinin doğrudan tanısında temel yöntem olmamakla birlikte, kapsamlı göz muayenesinde eşlik eden glokom veya ileri evrelerde gelişebilen neovasküler glokom açısından değerlendirme amacıyla kullanılabilmektedir.

Diyabet Hastaları Ne Sıklıkla Göz Muayenesi Olmalıdır?

Diyabetik retinopati, görme şikâyeti ortaya çıkmadan gelişebildiği için göz muayenelerinin yalnızca belirtiler başladığında yapılması yeterli değildir.

Göz muayenesinin başlangıç zamanı ve takip sıklığı, diyabetin tipine ve retina bulgularına göre değişmektedir:

  • Tip 1 diyabet hastalarında: Erişkinlerde ilk kapsamlı göz dibi muayenesinin diyabet tanısından sonraki 5 yıl içerisinde, genellikle 5. yılda yapılması önerilmektedir.
  • Tip 2 diyabet hastalarında: İlk kapsamlı göz dibi muayenesinin diyabet tanısı konulduğu dönemde yapılması önerilmektedir. Tip 2 diyabet, tanı konulmadan önce uzun süre belirti vermeden seyredebildiğinden retina değişiklikleri tanı sırasında mevcut olabilmektedir.
  • Diyabetik retinopati saptanan hastalarda: Retina muayenelerinin en az yılda bir tekrarlanması önerilmektedir. Hastalığın ilerlediği veya görmeyi tehdit eden bulguların bulunduğu durumlarda daha sık takip gerekebilmektedir.
  • Retinopati saptanmayan hastalarda: Önceki göz muayeneleri normal olan ve kan şekeri kontrolü hedef düzeylerde seyreden kişilerde, uzman değerlendirmesiyle kontrol aralığı 1–2 yıl olarak planlanabilmektedir.
  • Gebelik öncesinde diyabeti bulunan kadınlarda: Göz dibi muayenesinin mümkünse gebelik öncesinde ve gebeliğin ilk üç ayında yapılması önerilmektedir. Gebelik boyunca ve doğum sonrasındaki ilk bir yılda takip sıklığı, retinopati bulgularına göre belirlenmektedir.

Yalnızca gebelik sırasında ortaya çıkan gestasyonel diyabet, gebelik öncesinden mevcut diyabetle aynı retinopati riskini taşımamaktadır.

Çocuklarda ve ergenlerde göz taramasına başlama zamanı, erişkinlerden farklı olduğundan yaş, ergenlik dönemi ve diyabet süresi dikkate alınarak değerlendirme yapılmaktadır.

Diyabetik Retinopati Nasıl Tedavi Edilir?

Diyabetik retinopatinin tedavisi; hastalığın evresine, retina damarlarındaki hasarın düzeyine, makula ödeminin varlığına ve görme fonksiyonlarının etkilenme derecesine göre planlanmaktadır.

Erken evrelerde düzenli göz muayenesi ve diyabetin kontrol altında tutulması ön plandayken, ileri evrelerde farklı tedavi yöntemlerine ihtiyaç duyulabilmektedir.

Kan Şekeri ve Sistemik Risk Faktörlerinin Kontrolü

Diyabetik retinopatinin ilerleme riskini azaltmada temel yaklaşım, kan şekerinin bireye uygun hedef aralıkta tutulmasıdır.

Bunun yanında kan basıncının ve kolesterol düzeylerinin kontrol edilmesi, diyabet tedavisinin düzenli sürdürülmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi retina sağlığının korunmasına katkı sağlamaktadır.

Göz İçi Enjeksiyon Tedavileri

Özellikle görme keskinliğini etkileyen ve makula merkezini tutan diyabetik makula ödeminde, anti-VEGF adı verilen ilaçların göz içine enjeksiyonu sık kullanılan tedavi yöntemlerinden biridir.

Bu ilaçlar, anormal damar oluşumunu ve damar geçirgenliğini artıran büyüme faktörlerinin etkisini azaltarak retina içerisindeki sıvı birikiminin kontrol altına alınmasına yardımcı olmaktadır.

Bazı hastalarda göz içi kortikosteroid tedavileri de değerlendirilebilmektedir. Tedavi yöntemi ve uygulama sıklığı, hastanın klinik özelliklerine göre belirlenmektedir.

Lazer Tedavisi

Lazer fotokoagülasyon tedavisi, özellikle proliferatif diyabetik retinopatide anormal damar oluşumlarının neden olduğu ciddi görme kaybı riskini azaltmak amacıyla uygulanabilmektedir.

Hastalığın evresine ve retina bulgularına göre farklı lazer yöntemlerinden yararlanılabilmektedir. Lazer tedavisinin temel amacı mevcut görmeyi korumak ve hastalığın ilerlemesini sınırlandırmaktır.

Vitrektomi Cerrahisi

İleri evre diyabetik retinopatide göz içi kanamaların kendiliğinden temizlenmediği veya retina üzerinde çekintilerin geliştiği durumlarda vitrektomi cerrahisi gerekebilmektedir.

Vitrektomi, göz içindeki vitreus jelinin ve gerektiğinde kanama ya da çekintiye neden olan dokuların cerrahi yöntemlerle uzaklaştırılmasını içermektedir. Bu işlem, belirli hastalarda retina anatomisinin korunmasını ve görme fonksiyonlarının iyileştirilmesini amaçlamaktadır.

Diyabetik Retinopati Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Diyabetik retinopati, uygun takip ve gerekli tedavilerin yapılmadığı durumlarda ilerleyerek ciddi görme kayıplarına neden olabilmektedir.

Hastalığın ilerleyen aşamalarında retina damarlarından meydana gelen kanamalar görme kalitesini azaltabilmekte, makula ödemi merkezi görmeyi etkileyebilmekte ve anormal damar oluşumları göz içi komplikasyonlara yol açabilmektedir.

İleri evrelerde vitreus kanaması, traksiyonel retina dekolmanı ve neovasküler glokom gibi komplikasyonlar gelişebilmektedir. Bu durumlar bazı hastalarda kalıcı görme kaybına neden olabilmektedir.

Bununla birlikte diyabetik retinopati tanısı konulması, mutlaka görme kaybı gelişeceği anlamına gelmemektedir. Düzenli kontroller, sistemik risk faktörlerinin kontrolü ve gerekli durumlarda uygulanan tedaviler sayesinde hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilmekte, görme kaybı riski azaltılabilmekte ve bazı hastalarda görme fonksiyonunda iyileşme sağlanabilmektedir.

Diyabetik Retinopatiden Korunmak İçin Nelere Dikkat Edilmelidir?

Diyabetik retinopati riskinin azaltılmasında diyabetin düzenli takip edilmesi ve kan şekeri kontrolünün sağlanması önemli rol oynamaktadır.

Kan basıncı ve kolesterol düzeylerinin kontrol altında tutulması, dengeli beslenme, uygun fiziksel aktivite, sigara kullanımından kaçınılması ve hekim tarafından önerilen tedavilerin aksatılmaması göz sağlığının korunmasına katkıda bulunmaktadır.

Ancak diyabetin iyi kontrol edilmesi, retinopati gelişmeyeceğini kesin olarak garanti etmemektedir. Bu nedenle hiçbir görme şikâyeti bulunmasa bile önerilen aralıklarla göz dibi muayenesinin yaptırılması gerekmektedir.

Diyabetik retinopatide erken tanı ve düzenli takip, görmenin korunmasında büyük önem taşımaktadır. Retina damarlarında meydana gelen değişikliklerin henüz görme kaybına neden olmadan saptanması, gerektiğinde uygun tedavinin zamanında planlanmasına olanak sağlamaktadır. Diyabet tanısı bulunan bireylerin göz kontrollerini aksatmaması, uzun vadeli göz sağlığının korunmasında temel yaklaşımlardan biridir.

Sosyal Medya’da Paylaş

Yayın tarihi: 24 Ekim 2026 13:06
Güncelleme tarihi: 24 Ekim 2026 13:06

Bu içeriğin geliştirilmesinde Biruni Üniversite Hastanesi Kurulu katkı sağlamıştır. Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Sayfa içeriğinde tedavi edici sağlık hizmetine yönelik bilgiler içeren ögelere yer verilmemiştir. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurunuz.