fbpx

Tıbbi Genetik

Tıbbi Genetik Bölümü doğrudan hastaya temas etmenin yanında Genetik Hastalıklar Tanı Merkezi ile de hastada düşünülen hastalığa ait genetik testlerin yapılmasını, hastalık ile test sonucunun uyumlu olmasını sağlamakta ve sonuçla ilgili bilgiyi hastaya direkt ve net olarak verebilmektedir. Genetik Hastalıklar Tanı Merkezimizde pek çok hastalığın tanı, takip ve tedavisi ile ilgili genetik testler yapılmakta olup bu anlamda sürekli güncellenen tıptaki gelişmelerle doğru orantılı olarak yeni testler de eklenmeye devam etmektedir.

Tıptaki gelişmelerle birlikte genetik testlerin kullanım alanı onkolojik ve hematolojik hastalıklar da dahil olmak üzere tıbbın hemen her alanında uygulanmaya başlanmış ve Tıbbi Genetik Bölümü de pek çok branşla bu anlamda ortak çalışmalara dahil olmuştur.

 

KANSER GENETİĞİ

Kanser genetiği çalışmalarımızla kendisinde, birinci derece yakınlarında ya da akrabalarında belirli kanser türleri olan bireylere yönelik hizmet veriyoruz. Meme, yumurtalık, kalın bağırsak, pankreas, rahim, mide, bazı prostat ve tiroit kanserleri,  bu türler arasında ilk akla gelenler. Özellikle bazı kanser türleri (yumurtalık kanseri, pankreas kanseri, erkek meme kanseri, feokromasitoma, nöroendokrin tümörler) için şu durumların varlığında kansere yatkınlık sendromları açısından genetik risk bir hayli yükseliyor: Kanserin belirli özelliklere sahip olması (triple-negatif meme kanseri, yüksek-dereceli veya metastatik prostat kanseri), genç yaşta tanı almak (50 yaş altı meme ve kalın bağırsak kanseri) hastada ya da akrabalarında birden fazla ya da iki taraflı (meme, böbrek vb.) kanser görülmesi. Ailesinin aynı kolunda meme/yumurtalık, kalın bağırsak/rahim, sarkom/lösemi/beyin tümörü gibi birbiriyle ilişkilendirilen kanser türleri görülen bireyler de bir diğer risk grubunu oluşturur.

Genetik tetkikler, bir ailede kansere genetik yatkınlığın saptanmasını, belirli tedavi seçeneklerini, risk altındaki bireylerde erken tanı şansı getiren tarama programlarının uygulanmasını, koruyucu cerrahi seçeneklerinin gündeme gelmesini mümkün kılıyor.

 

KAS HASTALIKLARI GENETİĞİ

Hemen hemen her yaş grubunda görülebilen kas hastalıkları (miyopatiler), günlük yaşamın büyük oranda kısıtlayan ve hızla ilerleyen hastalıkların başında gelmektedir. Doğru ve erken teşhisin oldukça önemli olduğu kas hastalığında genetik etkenler büyük bir rol oynamaktadır. Genellikle ailesinde kas hastalığı bulunan kişilerde rastlanılan bu hastalık 2-3 kuşak ilerisinde de gözlemlenebilir. Kesin tedavisi bulunamayan kas hastalığı, fizyoterapi ve rehabilitasyon ile hastanın kaslarının kuvvetlendirilmesi ve düzeltilmesi sağlanmaktadır. Kas hastalığı doğuştan meydana gelebileceği gibi çocukluk, ergenlik ve yaşlılık dönemlerinde de meydana gelebilen bir rahatsızlıktır. Hasta merdiven çıkarken, yürürken ve oturduktan sonra kalkarken güçlük çeker. Zamanla günlük hayatını büyük oranda kısıtlayan kas hastalığı, toplumda oldukça yaygın olarak görülen bir hastalıktır. Hastalığın ilerleyen zamanlarında kaslarda zaafa yol açarak kasların güçsüzleşmesine neden olmaktadır. Kas hücrelerinin yapı ve işleyişlerindeki bozukluklar nedeniyle meydana gelen bu hastalık aynı zamanda kas ve sinir hastalıkları olarak da adlandırılmaktadır.

 

İŞİTME KAYBI GENETİĞİ

Sağırlık dünya üzerinde 250 milyondan fazla insanın etkilendiği, en sık görülen duyu kusuru olma özelliğini taşımakta ve yaşam kalitesini azaltan yaygın bir hastalıktır. Yapılan saha çalışmaları çocukluk çağında sağırlık vakalarının en az yarısında genetik faktörlerin sorumlu olduğunu göstermektedir. Genetik nedenli işitme kayıpları genel olarak sendromik ve non-sendromik işitme kaybı olarak sınıflandırılmaktadır. Bu sınıflandırma hastada sağırlığa eşlik eden ek bulguların olup-olmamasına göre yapılmaktadır. İşitme kaybı olan kişilerde genetik olarak altta yatan nedenin ortaya çıkarılması, hastalık prognozu hakkında bilgi sahibi olmak, aileye doğru danışmanlık verilmesi ve prenatal tanı açısından önem arz etmektedir. Aynı zamanda bu hastalarda yapılan çalışmalar işitme fonksiyonunda rol alan genler ve bu genlerin bozulmuş fonksiyonlarının aydınlatılmasını sağlamaktadır. Hastalarda yapılacak mutasyon taramalarında öncelikli genler her topluma göre değişkenlik göstermektedir, ayrıca moleküler genetik testler ile hasta klinikleri ilişkilendirilebilmekte hastalık fenotipine göre belli genlerin taranması daha öncelikli olabilmektedir. Hastalığın patogenezinde sorumlu olduğu bilinen genlere, her geçen gün yeni genler eklenmekte ve bu genler hakkındaki bilgi birikimi katlanarak artmaktadır. Çok yakın bir gelecekte, oluşturulacak genetik tarama panelleri ile doğuştan sağır olarak doğan çocukların daha doğar doğmaz genetik tanılarını almaları beklenmektedir. Bu sayede, kişiye özgü genetik danışmanlık verilmesi ve kişiye özgü tedavi ve rehabilitasyon önerilerinde bulunulması sağlanacaktır.

 

İNFERTİLİTE (KISIRLIK) GENETİĞİ

İnfertilite 1 yıl içerisinde çocuk sahibi olmak istemiş ancak gebelik elde edememiş çiftlerin bu durumuna denilmektedir. İnfertilite günümüzde çok yaygın görülmekte, çiftlerin %8-12’sini etkileyebilmektedir. İnfertiliteyi %30-40 erkek kaynaklı, %40-50 kadın kaynaklı ve %15 ise açıklanamayan nedenler oluşturmaktadır. İnfertilitenin pek çok nedeni olabileceği için bu nedenleri ortaya koymak amacıyla hastaların detaylı özgeçmişi, soygeçmişi sorgulanmalı, fizik muayenesi, rutin tetkikleri ve gerekli bölüm konsültasyonları yapılmalıdır. Kromozom anomalileri erkeklerde en sık tespit edilen infertilite nedenlerindendir. İnfertilite nedeniyle hastaneye başvuran sperm sayısında düşüklük (oligo/azospermi) gibi problemler tespit edilen erkeklerde kromozom anomali saptama oranı %20 civarındadır. İnfertil erkeklerde en sık rastlanan kromozom anomalisi, fazladan bir X kromozomu ile seyreden Klinefelter Sendromu olmakla birlikte diğer kromozomlarla ilgili eksiklik, fazlalık veya yer değişikliği de saptanabilmektedir. İnfertilitesi olan kadınlarda da yine özellikle cinsiyet kromozomları ile ilgili anomaliler tespit edilebilmektedir. Bunları ortaya çıkarabilmek için çiftlere kromozom analizi yapılmaktadır. Bilindiği gibi insan, tek bir hücreden çoğalmaya başlayıp trilyonlarca hücreye ulaşan bir organizmadır. Bu tek hücreden farklı farklı işlevleri olan pek çok hücreye dönüşüm genetik materyalimiz (DNA) ile olabilmektedir. DNA hücrelerde genellikle dağınık halde bulunurken, bölünen hücrelerde biraraya gelmiş ve kromozom dediğimiz halde yer alır. Kromozom Analizi testinde toplamda 46 tane görmemiz gereken kromozom sayısını; erkek bireylerde 46,XY, kadın bireylerde 46,XX şeklinde beklemekteyiz. Yaptığımız periferik kandan kromozom analizi testi, koldan alınabilen kan örneği ile çalışılabilmekte ve 2-3 hafta içerisinde sonuçlanmaktadır.

Bunun dışında önemli erkek infertilite nedenlerinden biri Y kromozomundaki mikrodelesyonlar yani Y kromozomu üzerindeki kayıp olan bölgelerdir. Özellikle sperm sayısında düşüklük (oligo/azospermi) saptanan erkeklerde Y kromozom mikrodelesyon testi yapılması önerilmektedir. Bu test koldan alınabilen kan örneği ile çalışılabilmekte ve 2-3 hafta içerisinde sonuçlanmaktadır.

Ayrıca ultrasonda çeşitli anomali saptanan çiftlerde CFTR genindeki mutasyon varlığı da araştırılabilmektedir. CFTR tüm gen dizi analizi DNA’daki CFTR gen bölgesinde değişimlerin varlığını araştırmaya yarayan bir test olup; koldan alınabilen kan örneği ile çalışılabilmekte ve 3-4 hafta içerisinde sonuçlanmaktadır. Bunun dışında özellikle kadınlarda FMR1 geninde CGG nükleotidlerinin sayısının 50-200 arasında olması durumunda, erken dönemde over yetmezliği görülme sıklığı %15-20 civarındadır. Bunu tespit edebilmek için de koldan alınan kan örneği ile FMR1 genindeki CGG tekrar sayısı analiz edilmekte ve 3-4 hafta içerisinde raporlandırılmaktadır.

Yukarıda belirtilen testler ve nedenler dışında infertiliteye yol açabilecek pek çok genetik faktör mevcuttur. Hangi genetik testin yapılabileceği detaylı anamnez, fizik muayene ve rutin tetkiklerden sonra her çiftin özelinde değerlendirilmelidir.

 

TEKRARLAYAN GEBELİK KAYIPLARINDA GENETİK TESTLER

Sağlıklı çocuk sahibi olmak pek çok çiftin istekleri arasındadır; ancak gebeliklerin tespit edilmesinin ardından bunların hepsi doğuma kadar ilerlememekte ve yaklaşık %15’i düşükle sonuçlanmaktadır. Anne adayının özgeçmişi, soygeçmişi ve gebelik öyküsünde genetik bir hastalıktan şüphe edilmiyorsa tek düşüğü olan çiftlerde rutin olarak genetik inceleme önerilmemektedir. Tekrarlayan gebelik kayıpları annenin sahip olduğu endokrin, otoimmün ve hematolojik hastalıklara, çeşitli enfeksiyonlara, anatomik nedenlere ve genetik etkenlere bağlı olabilir. Tekrarlayan gebelik kayıplarının önemli bir bölümünde de neden bulunamamaktadır. Gebeliğin ilk 3 ayındaki kayıpların %50’si, ikinci 3 ayındaki kayıpların %10’u, üçüncü 3 ayındaki kayıpların %5’i genetik nedenlere bağlı meydana gelmektedir.  Görüldüğü gibi erken dönemdeki gebelik kayıplarında genetik faktörler çok daha fazla rol oynamaktadır. Genetik faktörlerin tespiti için gebelik materyaline test yapılabilse de; her zaman materyale ulaşmak kolay ve pratik olmayabilir. Bu durumda genetik materyal yerine sonraki gebeliklerde de tekrarlama ihtimali olabilecek ebeveynlerdeki genetik durumlar araştırmaya alınmaktadır. Tekrarlayan gebelik kaybı olan ebeveynlerin %6’sında kromozomlarda translokasyon ve inversiyon taşıyıcılığı bildirilmiştir ki; bu durumlar genellikle bireyin kendisinde bir probleme neden olmadığı için erken dönemde tespit edilmesi oldukça güçtür ve ebeveynlerde tespit edilmesi tekrarlayan gebelik kayıplarına, doğarsa da çocukta ciddi genetik hastalıklara neden olabilmektedir. Bunu ortaya çıkarabilmek için anne-baba adayına kromozom analizi yapılmaktadır. Bilindiği gibi insan, tek bir hücreden çoğalmaya başlayıp trilyonlarca hücreye ulaşan bir organizmadır.

Bu tek hücreden farklı farklı işlevleri olan pek çok hücreye dönüşüm genetik materyalimiz (DNA) ile olabilmektedir. DNA hücrelerde genellikle dağınık halde bulunurken, bölünen hücrelerde biraraya gelmiş ve kromozom dediğimiz halde yer alır. Kromozom Analizi testinde toplamda 46 tane görmemiz gereken kromozom sayısını; erkek bireylerde 46,XY, kadın bireylerde 46,XX şeklinde beklemekteyiz. Ebeveynlerden yaptığımız periferik kandan kromozom analizi testi, koldan alınabilen kan örneği ile çalışılabilmekte ve 2-3 hafta içerisinde sonuçlanmaktadır. Bu test dışında anne adayının tromboemboli riskini belirleyebilecek özellikle Faktör 5 Leiden ve Faktör 2 G20210A değişimlerini içeren trombofili testi de yapılabilmektedir. Trombofili testi tekrarlayan gebelik kayıplarında anne adaylarına yapılmakta ve DNA’da belirli bölgeler bakılarak kanda pıhtılaşma yatkınlığı saptanmaya çalışılmaktadır.

 

SMA HASTALIĞINDA GENETİK TESTLER

 

Spinal Musküler Atrofi (SMA),  sinir hücrelerinin ilerleyici dejenerasyonu ile karakterize ve bu hasar gören sinir hücrelerinin etki gösterdiği kaslarda atrofi (erime) ve güçsüzlüğe neden olan genetik bir hastalıktır.

SMA’nın görülme sıklığı 6.000-10.000’de 1 olarak geçmekle birlikte ülkemizdeki taşıyıcılık oranlarının ve akraba evliliklerinin fazla olması nedeniyle bu oran üst sınıra yakın seyretmektedir. SMA hastalığı SMN1 geninden kaynaklı Otozomal resesif geçişli bir seyir göstermekte; hem anne hem babadan birer iplik alarak 2 iplik olan DNA’mızın, her 2 ipliğindeki SMN1 geninde bozukluk olması sonucunda meydana gelmektedir. DNA’mızın tek ipliğindeki SMN1 geninde meydana gelen bozukluk taşıyıcılık olarak adlandırılmaktadır.

Bu taşıyıcılık duruma toplumda 40-60 kişiden 1 tanesinde görülebilmektedir ve taşıyıcı olan ebeveynlerin çocuk sahibi olması durumunda da hastalığın ortaya çıkma ihtimali her gebelik için  %25‘tir.

SMA taşıyıcılığı, taşıyıcı olan bireyde herhangi bir sağlık problemine neden olmazken eşin de taşıyıcı olması durumu doğacak çocuklarda hastalığa davetiye çıkarabilmektedir. ACMG* ve ACOG** kılavuzları çocuk sahibi olmak isteyen tüm çiftlere gebe kalmadan önce veya erken gebelik döneminde SMA taşıyıcılık/tarama testi yapılmasını önermektedir. Taşıyıcı bireyler tespit edilebilirse %25 ihtimalle doğacak çocuklarına hastalığın geçmesini önlemek Preimplantasyon genetik test (PGT) ile mümkündür. Taşıyıcı bireyler PGT’i yaptırmak istemezse farklı seçenekler konuşulup değerlendirilmelidir.

Toplumumuzda çok sık görülen bir hastalık olan SMA’yı gelecek nesillerimize miras bırakmamak için şimdiden tedbirimizi almalıyız.