Kalp ve Damar Cerrahisi

KALP VE DAMAR CERRAHİSİ

Kalp ve damar hastalıkları arasında en sık görünen hastalık koroner arter hastalığı dediğimiz kalp damarlarının daralması veya tam olarak tıkanmasıdır.

Erişkin Kalp Damar Cerrahisi ile tüm modern tıbbi tedavi yöntemleri endovasküler girişimler ve cerrahi prosedürler hastanemizde güvenle uygulanmaktadır.

Koroner By-Pass Cerrahisi: 

Kalbin beslenmesini sağlayan atar damarlara koroner arterler denilir. Kalp çevresinde yer alan bu damarlardaki ciddi darlıklar ve tıkanıklıklar sonucu kalp krizi ( miyokard enfarktüsü) ve kalp yetmezliği gelişmektedir. Ailesinde koroner arter hastalığı olan kişilerde yüksek kolesterol düzeyleri ve yoğun sigara kullanımı sebebiyle gelişen koroner arter hastalığı ile hastanın yaşam kalitesi bozulur. Özellikle yüksek kan basıncı (hipertansiyon), damar sertliği (aterosklerozu) ve şeker hastalığı (diabetes mellitus) olan kişilerde kalp damar tıkanıklık riski yüksektir. Kalbin beslenme bozukluğunu ortadan kaldırmak ve hastanın göğüs ağrısı olmadan normal yaşamına dönmesini sağlamak amacıyla uygulanan cerrahi işleme koroner by-pass ameliyatı denilir.

Kalp ameliyatlarının çok büyük bir kısmının oluşturan koroner cerrahisinde amaç damarın tıkalı bölümünü baypas ederek (köprüleme yaparak) kalbin beslenmeyen bölülerine yeniden kan akışını sağlamakdır. Yeniden beslenmeye başlayan kalpte iskemiye bağlı ver olan göğüs ağrıları geçer, kalp krizi riski azalır ve kalbin kasılma fonksiyonundaki bozulma önlenir.

Çoğunlukla göğüs iç duvarında yerleşmiş olan meme atardamarları ( LIMA –RIMA ), kol atar damarı ( radial arter) ve bacaktan çıkarılan toplardamarlar (safen ven) kullanılarak greftleme yapılır. LIMA ( internal mamaryen arter) ile yapılan by-pass cerrahisi sonrası damarın açık kalma oranları 10 yıldan sonra bile % 90’ üzerindedir. Ameliyatlar sırasında kalp akciğer pompası (kardiyopulmoner bypass) kullanılabilir ya da uygun vakalarda çalışan kalpte (beating heart) by-pass yapılabilir. Günümüz modern kalp cerrahisinin ana hedefi olan hızlı hasta iyileşmesini sağlamak amacıyla fast –track anestezi yöntemleri ve minimal invaziv kalp cerrahisi prosedürleri uygulanır. Bypass greftlerini hazırlarken, koldan ve bacaktan alınacak damarlar endoskopik yöntemlerle çıkarılabilir ve bu sayede hastaların birçoğunda cerrahiye bağlı kesiler 1-2cm ile sınırlı kalır. Hastaların çoğunluğunda 4-5 gün içerisinde taburcu edilebilir seviyede iyileşme sağlanır. Hastalar kısa süre içerisinde normal hayatlarına dönerler ve daha kaliteli bir yaşam kalitesine ulaşırlar.

Kalp kapak ameliyatları: 

Kalpteki karıncıklar ile kulakçıklar arasında ve karıncıklar ile kalpten çıkan ana damarlar arasında kalp kapakları bulunur. Mitral, aort, triküspit ve pulmoner kapaklar kalbin normal çalışabilmesi için önemli fonksiyonlara sahiptir. Kalpte bulunan bu kapakların ileri derecede darlıklarında veya yetmezliklerinde hastalıklı kalp kapağının tamir edilmesi veya tamire uygun olmayan durumlarda değiştirilmesi gerekmektedir.

Kliniğimizde öncelikli olarak mevcut kalp kapağını korumaya yönelik tamir yöntemleri uygulanmaktadır. Kalp kapak ameliyatlarının birçoğu torakotomi veya koltuk altından yapılan küçük bir kesi ile yapılabilmektedir. Uygun görülen vakalarda minimal invaziv cerrahi teknikler uygulanmaktadır. Bu işlem sonucunda hastalar çok hızla iyileşme sürecini tamamlayıp normal hayata dönmektedir.

ASD Kapatılması:

ASD ( Atrial Septal Defekt) kalpteki kulakçıklar (atriumlar) arasındaki zarda (septumda) doğuştan kalan (konjenital) bir delik olması demektir. Bu delik küçük olduğu zaman sadece dikiş ile onarılabilir. Geniş bir delik varlığında ise kalbin etrafındaki tabaka olan perikarddan bir parça alarak hazırlanan yama ile kapatılabilmektedir. Bu ameliyatlar kliniğimizde çoğunlukla minimal invaziv yöntemlerle (mini-torakotomi, mini-sternotomi kesileri ile) yapılmaktadır. Hastalar çok kısa süre içerinde ve çok küçük insizyonlarla taburcu edilmekte ve normal hayatlarına kısa süre içerisinde dönebilmektedir.

Kalp Tümörü ( Mikzoma) Ameliyatları:

İyi huylu kalp tümörlerin yarısından fazlasını miksomalar oluşturur. Kardiyak miksoma sıklıkla sol atriumda yerleşir. Daha az sıklıkla sağ atrial (kulakçık) yerleşimli olurlar. Tümör kalp kapakları ve ya kalp ileti sistemi ile ilişkili olabilir. Tromboemboli (pıhtı) riski nedeniyle tanı konulur konulmaz cerrahi uygulanmalıdır. Cerrahi ile tümörün kalp kapakları ve ileti sistemi korunarak kalpten çıkarılması amaçlanır. Bu cerrahi işlem için de çok küçük insizyonlar ile minimal invaziv teknikler uygulanmaktadır.

Kol ve Bacak atar damarlarının ameliyatları (periferik damar cerrahisi):

Periferik vasküler cerrahi bir ekstremiteye (uzuva) kan taşıyan atardamarlara cerrahi işlem yapılması anlamına gelmektedir.

Periferik vasküler cerrahi genellikle damar tıkanıklıklarında, damar yaralanmalarında ve damar genişlemelerinde (anevrizmalarında) yapılmaktadır. Küçük kesilerle hastanın kendisinden alınan veya suni damarlar kullanılarak yapılmaktadır. Damara yapılan cerrahi sonucu, damarın beslediği bölgeye daha çok kan akımı sağlanır. Daha çok kanlanan dokuda ağrı var ise azalır, yaralar daha çabuk iyileşir ve bunun sonucunda ciddi infeksiyon ve uzuv kaybı riski azalır. Genişlemiş damar için yapıldığında damarın yırtılma riski ve çevre dokuya verdiği zararlar engellenmiş olur. Damar yaralanması durumunda ise normal kan akımının tekrar sağlanması amaçlanır.

Şah damarı ameliyatları (Karotis arter cerrahisi): 

Şah damarı tıkanıklıklarının çok ciddi sonuçları olup bunlar felç (SVO) denilen  tablonun oluşmasında ki en büyük nedendir. Karotis arterlerinde oluşan daralma ve aterosklerotik plakta oluşan yırtılma sonucunda kopan parçalar (serebral emboli), saatler içinde ilerleyebilen hafif inmeye, geçici görme
kusurlarına ve diğer belirtilere yol açabilir. Darlığın tedavi edilmemesi durumunda ağır önemli inme (felç) tehlikesi bulunmaktadır. Bu tıkanıklıkların giderilmesi küçük kesiler yardımıyla hasta tamamen uyutularak ya da lokal anestezi dediğimiz hastanın uyumadığı şekilde yapılabilmektedir. Operasyon sırasında boyun bölgesine bir kesi yapılarak darlığa yol açan aterom (kireçli ve damarı daraltan doku) temizlenmekte ve damar tamiri yapılmaktadır.

Aort Anevrizması (balonlaşma) cerrahisi:

Sentetik bir damar grefti kullanılarak, genişlemiş abdominal, torakal veya torakoabdominal aortanın genişlemiş kısımları cerrahi olarak değiştirilir.
Son yıllarda bu işlemler çoğunlukla kasıktan anjiyografi yardımıyla (endovasküler yolla) ve açık ameliyata gerek olmadan tamir edilmektedir. Bu yönteme uygun olmayan hastalar ise cerrahi müdahale edilerek anevrizma tamirleri yapılmaktadır. Hastalıklı damar segmentinin yapay damar ile değiştirilmesi ile damarın yırtılması sonucu gelişebilecek ölümcül komplikasyonların engellenmesi amaçlanır.

Endovasküler Aort Cerrahisi (EVAR-TEVAR) ve Perkutan Endovasküler Tedaviler:

Periferik endovasküler girşimler bir uzuva ya da organa kan taşıyan ana atar damardaki tıkanıklığa veya yaralanmaya perkutan (deri yoluyla) kateter aracılığı ile ve endovasküler (damar içinden) müdahale edilmesi anlamına gelmektedir.

Damar tıkanıklıklarının birçoğunda ameliyata gerek olmadan kasıktan anjiyografi yöntemiyle balon ya da stent uygulayarak tıkanıklık ortadan kaldırılmaktadır. Endovasküler tedaviler genel ya da bölgesel anestezi altında yapılır. Kasıktaki veya koldaki arter yoluyla girilerek, büyük bir kesi yapmadan güçlü bir veya birkaç sentetik tüp veya pantolon şeklinde suni damar grefti ile anevrizmatik/balonlaşmış damar bölgesinin düzeltilmesi veya kullanılan
özel balonlar ve stentlerle damardaki daralmanın açılması anlamına gelir. Damara yapılan girişim sonucu, damarın beslediği bölgeye daha çok kan akımı sağlanır. Daha çok kanlanan dokuda yaralar daha çabuk iyileşir ve bunun sonucunda ciddi enfeksiyon ve uzuv kaybı riski azalır. Beslenmesi bozuk olan organın işlev kaybının engellenmesi amaçlanır. Anevrizmalar için yapılan endovasküler cerrahilerde (EVAR-TEVAR) çoğunlukla kasıktan yapılan küçük
kesilerlerle arter açılır ve daha önceden yapılmış ölçümlere göre hazırlanmış greft damar içerisinde yerleştirilir. Endovasküler cerrahiler ile normal yapısı bozulmuş ve işlevselliğini kaybetmiş damar bölümleri, açık cerrahilere göre daha küçük kesiler ile ve daha kısa sürelerde normal hayata dönmeyi kolaylaştıracak şekilde tedavi edilmeye çalışılır. Açık cerrahinin çok riskli olduğu ve daha zor olduğu durumlar için alternatif olarak kullanılır.

Balon Anjioplasti ve Stentleme:

Aterosklerotik plak damarın içine doğru büyüyerek damar içinde kan akımına engel olur ve böylece yeterli miktarda kan dokulara ulaşamaz. Açık ameliyat yapılmadan anjiografi ortamında damarların içinden balon ya da stentler başta olmak üzere kateterler kullanılarak çeşitli yollarla tedavi edilmesi endovasküler tedavi olarak isimlendirilmektedir. Balon anjioplasti sırasında röntgen altında damarın içine yerleştirilen ince bir balon şişirilerek dar olan bölgede damarın genişlemesi ve böylece dokulara daha fazla kan akımının gitmesi sağlanır. Çok değişik çap ve uzunlukta balonlar vardır. Bazı balonlar özel şekil ve kesici özellikler sahiptir. Ayrıca damarların daralmasını engelleyecek ilaçlarla kaplı özel balonlar vardır. Stentler ise silindir şeklinde metal bir materyalden dokunmuş ağ şeklinde yapılar olup, ya kendiliğinden damarın içinde açılan kurulu bir mekanizmaya sahiptirler ya da içlerindeki bir balonun şişirilmesi ile dar olan damarın içine yerleştirilerek damarın açık kalmasına yardımcı olurlar. Stentler değişik şekil, uzunluk, çap ve yapıda olabilirler. Ayrıca damarların daralmasını engelleyecek ilaçlarla kaplı özel sentlerde vardır.

Aterektomi damarda darlık ya da tıkanıklık oluşturan kolesterol bulunduran aterosklerotik plağın (damar sertliği) mekanik olarak kazınarak çıkartılmasıdır. Aterektomi balon anjioplasti ya da stentleme sonrası daralmış ya da tıkanmış damarları açmakta da kullanılabilir. Aterektomi aynı anjioda olduğu damar içine yerleştirilen özel bir kateter ile damar içindeki darlık kazınarak çıkartılmasıdır. Aterektomi genelde atardamarlardaki darlık ya da tıkanıklıklarda uygulanır. Tedavi planlanırken sorunun yeri, şekli, derecesi, içeriği ve pıhtı bulunup bulunmadığı büyük önem taşır. Aterektomi genelde balon anjioplasti ya da stentleme yapılarak tamamlanır.

Aterektomi, Stentleme veya İlaç Kaplı Balonlama yapılan dokunun kanlanması düzeltilerek yürüyüş mesafesini azaltan veya kol/bacak kullanımı kısıtlayan ağrıyı geçirmek, var olan yaraların iyileşmesine olanak vermek, yaraların açılması engellemek ve uzuv kaybı risklerini azaltmak amaçlanır.

Periferik atardamar (akut emboli) ve toplardamar (DVT) hastalıkları için kateter aracılı selektif pıhtı eritici (trombolitik) tedavi:

Kateter aracılı selektif trombolitik tedaviler damarı tıkayan pıhtının eritilmesi amacı ile perkutan yolla uygulanan tedavilerdir. İşlem floroskopi ve doppler ultrason rehberliğinde yapılır. Kasıktan veya bilekten lokal anestezi eşliğinde perkutan girişim ile uygun damar kanüle edilir. Takiben uygun kılavuz teller ve kateterler yardımı ile damardaki pıhtı bulunan bölgeye ulaşılarak ultrasonik-trombolitik kateter yerleştirilir. Mekanik veya ultrasonik yöntemle damar içindeki pıhtı parçalanarak aspire edilir. Mekanik tedaviye ek olarak eş zamanlı trombolitik ilaç verilir ya da pıhtı eritici ilaçlar kullanılır. Gerekli görülür ise perkutan anjioplasti işlemleri de tedaviye eklenebilir. Özellikler ilk 15 gün içerisinde müdahale edildiğinde, toplardamar içerisinde pıhtının uzun süre kalması sebebiyle gelişebilecek olan kalıcı postflebitik sendrom engellenmiş olur. Erken dönem atardamar tıkanıklıklarında ise damarın beslediği alandaki beslenme bozukluğu düzeltilerek doku kaybı oluşmasını önlenir.

Varis hastalıklarının tedavisi: 

Kanı kalbimize geri taşıyan damarlara toplardamar (ven) adı verilir. Bu damarların içerisinde kan akışının kalbe doğru tek yönlü olmasını sağlayan ve kanın geri kaçışını engelleyen kapakçıklar vardır. Çoğunlukla genetik bir yatkınlık sonucu venlerde oluşan yapısal bozukluklar, tıkanıklıklar ve aşırı basınç artışı bu kapakçıkların düzgün kapanmasını engeller. Kapakların fonksiyon bozukluğu sonucu damar içerisinde geriye doğru kaçak (venöz yetmezlik) gelişir. Sonuçta bacaklardaki yüzeysel toplardamarlar genişler, uzar ve büklümlü bir görüntü oluşur. Yapısı bozulmuş bu damarlara VARİS adı verilir.

Venöz yetmezlikli hastalarda bacaklarda gece krampları, kaşıntı, şişkinlik ve ağrı sıkça görülen şikayetlerdir. Bu şikayetler varislerin büyüklüğünden veya sayısından bağımsızdır. Varis kozmetik açıdan, ağrı, kramp, şişlik gibi şikayetleri olması bakımından ve psikolojik açıdan insanı etkileyen bir rahatsızlıktır. Kişinin yaşamını olumsuz biçimde etkilemeye başladığı zaman tedavi olanaklarını araştırmak gerekir. Örümcek ağı, ağaç dalı ya da kedi tırmığı görünümündeki varisli damarların içine, çok ince bir iğneyle sklerozan (damar duvarlarını birbirine yapıştırma özelliği bulunan) özel bir ilaç formu enjekte edilmesi işlemine “skleroterapi” adı verilir. Bu yöntem sadece işlemi yapacak cerrahın uygun gördüğü damarlara (retiküler- ince trunkal varisler) uygulanır. Çok küçük kırmızı damarlara (telenjiektazi) transkutan lazer veya radyofrekans tedavisi önerilebilir. Bacak derisinden kabarık daha büyük damarlara (kalın trunkal varisler) uygulamak çok yerinde değildir, bu damarlar için cerrahi veya peruktan ablasyon yöntemleri önerilebilir. Varis hastalıklarının tedavisinde lazer veya RF ablasyon yöntemi kullanılarak aynı gün taburcu olacak şekilde yapılmaktadır.

Köpük tedavisi ise ciltaltındaki toplardamarların içine ince bir iğne ile girilerek, sklerozan maddenin köpük haline getirilmiş formu verilerek yapılan tedavi işlemidir. Lazer tedavisinde iğne ile girilemeyen kılcal varislere belli dalga boylarında ışık yollanarak hasta damarda hasar oluşturulur ve kurutulan damar daha sonra vücut tarafından eritilerek yok edilir. Bu hastalıklarda kullanılan lazer ışığı kana rengini veren “oksihemoglobin” i hedef almaktadır. Varislerin daha derine yerleşmesi ve kalın olması lazerin ulaşabileceği alanı sınırlandırmaktadır. Uygulanacak hastalığa göre hedef alınan bu maddenin yoğunluğu değişmektedir. Uygulanan doz ve uygulama seans sayıları kişiden kişiye farklılık göstermektedir.

Radyofrekans (ses dalgası) ile kapatma yönteminde, yüksek frekanslı ses dalgaları ince bir iğne aracılığıyla hedef doku olan kılcal damar duvarına yönlendirilirler. Skleroterapinin uygulanamayacağı kadar ince damarlarda oldukça etkili bir tedavidir. Ses dalgası enerjisi, kılcal damar duvarına ulaştığında mevcut enerjisini ısı enerjisine dönüştürerek, ince kılcal damarın protein yapısının kısa sürede değişmesine ve büzüşmesine neden olur. Büzüşen kılcal damar içerisinde bulunan kan pıhtılaşır ve damar tamamen kapanır. Termo-koagülasyon, kontrollü şekilde doğrudan hedef dokuya iletilirse, sadece hedef dokuyu ortadan kaldırdığı ve çevre dokulara ciddi bir zarar vermediği için ideal bir yöntemdir. Yanık, ciltte nekroz veya yara, ciltte renk değişimi gibi beklenmeyen ve
istenmeyen yan etkilerin gözlenme oranı diğer yöntemlere göre çok daha düşüktür..

Radyofrekans (ses dalgası) skleroterapi veya dermal lazer tedavilerine göre yazın daha güvenli bir şekilde kullanılmaktadır. Tedavinin etkisi hemen gözlenmekte olup, iyileşme süresi yaklaşık 3-4 hafta arasında değişmektedir. Yöntem nerede ise tamamen ağrısız bir yöntemdir.

Hemodiyaliz amaçlı oluşturulan A-V (Arteriovenöz) fistül açılması/onarımı ameliyatları:

Kronik böbrek hastalarında hemodiyalize girebilmek için uygun genişlikte ve kalitede bir damar erişim yolu (vasküler akses) sağlamak amacıyla atardamar ile toplardamarım arasında operasyonla bir bağlantı kurulması gerekmektedir. Bu işleme A-V (arteriovenöz) fistül açılması denilmektedir. A-V Fistül açılması çoğunlukla önkoldaki veya koldaki ya da çok nadiren bacaktaki atardamarlar ile o damara yakın yüzeyel toplardamarlar arasında bir bağlantı kurulması
anlamına gelmektedir. Bu cerrahi bağlantı, atardamarla toplardamar arasında direkt olarak yapılabileceği gibi, araya özel sentetik greftler yerleştirilerek de yapılabilir. Daha önce oluşturulmuş A-V fistüllerde ya da A-V fistül greftlerinde yeterli bir fonksiyon olmadığı durumlarda ise onarım ameliyatları yapılabilir. Açılan A-V fistül ile hemodiyaliz için gerekli damar erişimine uygun toplardamarların gelişmesi amaçlanır. Kiniğimizde tüm damar erişim ameliyatları başarı ile yapılabilmektedir.

Koroner Arter Hastalığı ve Risk Faktörleri

Kalp ve damar hastalıkları arasında en sık görünen hastalık koroner arter hastalığı dediğimiz kalp damarlarının daralması veya tam olarak tıkanmasıdır. Toplumda oldukça fazla rastlanan bu hastalık grubunu kolaylaştıran çeşitli etkenler vardır. Bunlar kısaca; Tansiyon: Yüksek tansiyon, kalp hastalığı riskini artırır. Yüksek tansiyon kalp damarlarının iç yüzeyini hasara uğratarak kandaki yağ partiküllerinin damar yüzeyine birikmesine sebep olur. Zaman içerisinde bu birikim kalp damarlarında darlığa veya aniden tıkanmaya yol açabilir.

Diyabet: Tip 2 diyabeti olanlarda kalp damar hastalığına yakalanma riski 4 kat, tip 1 diyabette ise 10 kat artış gösterir.

Sigara: Sadece akciğerlerimize değil kalbimize de büyük zarar verir. Sigara içen kişi, içmeyen bir kişiye göre 3 kat daha fazla kalp krizi geçirme riski taşır. Kalp damar hastalığı olanların mutlaka sigarayı bırakması gerekir. Sigaranın bırakılmasından 1 yıl sonra kalp damar hastalığından ölüm riski yüzde 50 azalır. 5 yıl sonra ise bu risk sigara açısından sıfırlanır.

Kolestrol: Kan yağlarının yüksek olması kalp damarlarında darlık oluşumunun ana etmenidir. Genetik faktörler: 1.derecede erkek akrabalarda 55 yaşın altında, bayan akrabalarda 65 yaşın altında kalp damar hastalığı öyküsü varsa risk artmış demektir.

Obezite: Kilo problemi ve göbek tipi yağlanma kalp hastalığına götüren şeker, tansiyon, kolesterol yüksekliği gibi risk faktörlerini içerir. Bayanlarda bel çevresinin 88 cm erkeklerde 102 cm üzeri olması göbek tipi yağlanmayı gösterir. Bu durumlarda kalp hastalığı riski artar.

Kalp Hastalığının Belirtileri

Kalp ve damar hastalıklarının belirtileri arasında göğüs ağrısı, göğüste sıkışma, tıkanma veya yanma gibi belirtiler yer alır. Ağrı göğüste ( sağda veya solda), kollarda, mide üzerinde, boyunda veya çeneye doğru olabilir. Bunun yanı sıra erken yorulma, nefes darlığı veya nefes alamama hissi, fenalık hissi, boğulur gibi olma, çarpıntı veya ritim düzensizliği, baygınlık hissi veya gece uyandıran tıkanma hisleri de kalp hastalığı belirtileri arasında bulunur.

Bu şikayetler ile başvuran hastaya öncelikle çeşitli tetkikler yapılır ve gerek görülür ise koroner anjiyografi işlemi uygulanır. Koroner anjiyografi ile önemli iki soruya yanıt alınır.

Öncelikle hastanın kalbini besleyen damarlarda (koroner arterlerde) kritik darlık olup olmadığı sorusu yanıtlanır. İkinci olarak, bu damarlardaki darlıkların nasıl tedavi edileceği sorusu yanıtlanır Darlıkların bir kısmı ilaç ile tedavi edilebilirken, bazı darlıklar için balon ve stent işlemine uygudur. Birden çok damarda ( özellikle 3 damar hastalığı) özellikle osteeal (yüksek) seviyede ciddi darlık olması durumunda bypass ameliyatı önerilir. Özellikle diabetik
(şeker hastalığı olan) ve kalp kasılma fonksiyonu bozulmuş ( düşük EF) olan hastalarda bypass cerrahisi daha iyi sonuçlara sahiptir. Günümüzdeki gelişmiş anestezi yönetimi sayesinde ileri yaşlı ve yüksek riskli hastalara bile by-pass cerrahisi uygulanabilmektedir. By-pass cerrahisi yapılan hastalar deneyimli ellerde, bilgili ve özverili bir hasta bakımı sonrasında, uzun süreli ve sağlıklı bir yaşama kavuşmaktadır.

BÖLÜM DOKTORLARI

BÖLÜM YAZILARI